Çay’a olan sevgim

hayatımın değişmezlerinden birisi de; çay…

çayı öyle çok seviyorum ki, hiçbir zaman hayır diyemiyorum. ne zaman, nerede olsa içerim fakat kötüyse, bayatsa bir ikincisini içmeyecek kadar da seçerim…

çay ile olan ilişkim çok küçük yaşlarda babam sayesinde başladı. babam tam bir çay tiryakisidir ve ben de onun yolunda ilerliyorum…

çocuktum, babam yaz geceleri uyanır çay yapardı beni de uyandırırdı baba oğul beraber çay içer yaz sıcaklarının o serin gecelerinde muhabbet ederdik. ufağım tabi çok koyu muhabbetler olmasa da konuşurduk eften püften bir şeyler. önemli olan da muhabbet değildi benim için çay içmekti. babam için de öyleydi tabi… (yalnız kalmak istemiyordu belkide :p) hatta bi gece çay içme olayında çok ilginç bir şey olmuş… bir gün babam saat 4-5 gibi uyanıp çay demliyor. evimizin önünde ufak bir avlu vardır bizim, hava da sıcak olduğundan babam oraya çıkayım çayımı da serinde içeyim diye düşünüyor mantıklı olarak. neyse kapıyı bir açıyor kapının önünde yatan bir alman kurdu…

hayvanı ürkütmemek için hemen kapıyı yavaşça kapatıp eve çıkarak köpek için birşeyler getiriyor. kapıyı tekrar açıyor köpek hala orada, neyse babam hazırladığı şeyleri köpeğe veriyor karnını doyurduktan sonra, aynı avluda bulunan daha  tamamlanmamış dubleks evimizin bi odasına koyuyor köpeği… sabah beni uyandırdı beraber kahvaltı yaptık… o zamanda annem ve ablamlar sanırım eskişehirdeydiler halamların yanında tam hatırlayamıyorum ama evde yoktular… kahvaltıyı yaptıktan sonra babam sana bir sürprizim var dedi bende ne sürprizi bu nerden çıktı sabah sabah diye şaşırdım… ısrarla sordum ne diye gel benle dedi neyse yandaki dubleks daireye gittik kapıyı açtık girdik içeriye… odaların kapıları takılı fakat camları daha takılmadı kapılar boyanıcak vs. diyerekten… benim boyumda kısa, çocuğum daha… babam beni kucakladı bir de baktım köpek o da ben gibi ufak daha… çok şaşırmıştım ilk defa köpeğimiz olmuştu babam daha önceden beslemiş ama benim ilk köpeğim oydu… babam o zamanlar bekçilik yapıyordu ve geceleri yanında götürmeye başlamıştı hatta çoğu zaman çalıştığı yerde zaman geçiriyordu köpeğimiz… bir gün köpeğin sahibi çıkmış babamın karşısına tabii biz 3-4 ay besledik… babamdan yalvar yakar istemiş köpeği hatta o zamanın parasıyla 100 lira para vereyim geri ver demiş. babam da istersen 1 milyar ver ben yine vermem bu köpeği demiş… benim kapıma geldi bir gece vakti ve ben aylardır besliyorum kusura bakma falan fişman derken karşı tarafı razı etmiş. 3-4 aylık zaman zarfında biz köpeğe bir isim koymadık benim için ilk köpek tecrübesi tabii ne bileyim isim koymayı filan… köpeğin eski sahibinin verdiği isim lady diana imiş. o dönemin galler prensesi diana spencer’dan geliyor ismi… asil ve güzel bir isim tabii…
babamın çay sevdası sayesinde bir alman kurdumuz, lady diana’mız, güzel bir kızımız olmuştu…hiç unutamam bunu…

neyse çay’a tekrar dönelim…
benim ilkokul, lise hayatım boyunca okula kahvaltı yapmadan gitmişliğim parmak sayısını geçmez… her sabah uyanır kahvaltımı yapardım okula gitmeden önce, kahvaltı en önemli öğün derler gerçekten öyle! tabi kahvaltıda çay olmadan olmaz, tadı çıkmaz o kahvaltının… annemin o güzel çayını içip güne başlamak gerçekten çok güzeldi…

ilkokuldaydım kaçıncı sınıfta olduğumu hatırlayamıyordum sabahçıydım muthemelen 3. sınıfta filandım galiba. kıştı… annem sabah uyanamamış geç kalmış… bizi, uyanamadığı için üzülerek uyandırmaya çalışıyordu; “hadi çocuklar kalkın geç kaldınız” diye… ben de bizi hemen uyandırabilmek için blöf yapıyor diye düşünüyordum.. neyse kalktım elimi yüzümü yıkadım… baktım saate gecikmişiz doğru! hemen mutfağa gittim birde baktım çay yok, ekmeğin arasına reçel sürmüş bir bardakta süt koymuş şunları yiyin, için hemen çıkın demişti. ben de çayın olmadığını görünce çok sinirlenmiştim, sinirden ağlamaya başladım, ben okula çay içmeden gitmem, nasıl uyanamıyorsun sen diye ağladım baya, bağırdım anneme… ulen ufacıksın ne bağırıyorsun kadına… annem de ağlamaya başladı, zaten üzülüyordu kadıncağız… neyse o gün ablamlar okula gitti ben çay içmediğim için okula gitmemiştim, cidden bu kadar büyük bir problem yaratmıştım çay içemediğim için. çocukluk işte… anlamıyorsun ki halden… şimdi olsa yaparmıydım hiç, belki de yapardım… şaka şaka…  :” )

çay ile ilgili çok anım var benim… misafirliğe giderdik mesela, misafirlikte en çok çay içme faslını severdim. hemen hemen her misafirliktede çay ikram edilir mutlaka… gittiğimiz yerlerde çay içerdik eğer beğenmezsek eve geldiğimizde babamla bir daha demler içerdik…

benim zayıf olmamın sebebini çaya bağlıyorum. şimdi neden lan? diye sorabilirisiniz hemen anlatayım… bizim evde yemekten hemen sonra çay demlenirdi içerdik… ben de kahvaltı türü şeyleri çok severdim… yemek yemezdim çok fazla çayla ekmek yerdim… çok severdim, çok özledim. ekmeğe yağ sürer yerdim… çoğu insan bilirdi benim bu durumumu… misafirlikte bile çayın yanında bana kahvaltılık şeyler getirirlerdi onları yiyerek beraberinde çayımı içerdim, miss! işte bu yüzden çok fazla yemek yemezdim… pişman değilim, çok zevkliydi, güzeldi. şimdi olsa yine öyle yapardım ama yemekte yerdim herhalde…
sabahçı olduğum zamanlarda yemekten sonra hemen yorgunluk çökerdi bana çay içemeden uyuyakalırdım, bizimkiler de bana kıyamazlardı o yüzden kaldırmazlardı uyuyayım diye. uyandığımda onlar çaylarını içmişlerse eğer yüzüm düşerdi, tabi babam hemen anlardı bu durumu kalkıp çay demlerdi içerdik beraber. cidden böyleydi ya ne garip demi, ne güzel günlerdi be…

ben bunları yazarken şuan mutfakta 1 saat evvel demlediğim kısık ateşte ısıttığım çay var, bir bardakta bilgisayarımın solunda içilmeyi bekliyor… 3. bardağım bu. çok seviyorum ne yapayım…
üniversiteyi kazanıp ailemden ayrılacağımda annem babam orada çay içemezsin her istediğinde ne yapacaksın derlerdi ben de düşünürdüm bunu ve canım sıkılırdı. neyse ki yurtta kaldığım ilk 2 sene 24 saat çay vardı ücretsiz, benim için büyük bir velinimetti bu, çok şanslı olduğuma inanırdım bu konuda. babamlar aradı zaman çay içiyorum dediğimde sevinirlerdi… 3. sınıfta eve çıktım. çay demlemek uzun işti, ben de her gün sallama çay içiyordum mutlaka. arada demleyip içiyordum tabi, demleme çayın yeri ayrıdır…

4. sınıftayım şimdi evdeyim istediğim zaman çay demleme lüksüm var ama bazen insanın uğraşası gelmiyor, bunun için sallama çayım da var. hiç olmadı dışarıya çıktığımızda mutlaka çay içiyorum. eğer gün içinde dışarıda hiç çay içmemişsem, evde ya demlerim, ya da sallama çay yapar içerim… bu böyledir değişmeyecek hiçbir zaman…

şimdilik görüşürüz ben çayımı yudumlayıp, müzik dinlemeye devam edeyim…

18 Aralık 2012

Cevapla

*

Sonraki YazıSigara'ya olan nefretim