İzmir ve Levanten Dünya

16. yüzyıl sonlarına değin izmir, 2. 000 nüfuslu küçük bir türk kasabası idi. arap topraklarının osmanlı’nın elinde   bulunduğu bu dönemde,ticaret doğu akdeniz limanları (halep,iskenderiye ve iskenderun) üzerinden yoğunlaşmıştı. batı anadolu’ya ulaşan az miktarda lüks tüketim malı bursa veya sakız üzerinden avrupa limanlarına aktarılıyordu. izmir’in ve art alanının dışlanması, osmanlı dışındaki jeo-ekonomik nedenlerden kaynaklansa da osmanlı bu durumu hoşnutlukla karşılıyor ve söz konusu durum, birincil amacı kullarının refahını güvence altına almak olan osmanlı yönetim kuramını destekliyordu. osmanlı’da devletin önde gelen kaygısı;kulların gereksinimi,hükümetin ve ordunun geliri için gereken besin maddeleriyle diğer malların yeterli miktarda teminiydi.

osmanlı izmir’i ve art alanını bu amaçla kullanıyor ve coğrafi yapıdan da faydalanarak kıyı boyunca yayılmış çeşme, urla, kuşadası, balat, foça, seferihisar, edremit, ayazmend, menemen gibi küçük limanlardan iaşe ağının dağıtımında faydalanıyorlardı. istanbul’un amacı yerel ürünlerde tekel olmak ve batı anadolu’nun artı ürününü yukarıda anılan istekler doğrultusunda yönlendirmekti. bu nedenle 17. yüzyıla gelinceye değin izmir’in birincil işlevi, istanbul’a gidecek mallar için sevkiyat limanı oluşturmaktı. 16. yüzyıl boyunca izmir,istanbul’a gittikçe daha bağımlı ve osmanlı imparatorluğu’nu çevreleyen devletlerden yalıtılmış hale geldi. uluslararası ticaret yolları izmir’e uğramıyor, izmir ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı, nüfusu küçük bir rum cemaati dışında, türklerden oluşan bir küçük anadolu kasabası olma niteliğini sürdürüyordu.

ne var ki,16. yüzyıl’ın sonlarına gelindiğinde yerel tacirlerin istanbul’a gitmesi gereken meyve ve tahılı başka yere göndermesiyle, batı anadolu’daki osmanlı iaşe ağı kesintiye uğramaya başladı. batı anadolu kıyısında sayıları artan avrupalı tacirlerle, özellikle osmanlı tarafından ele geçirilen sakız’dan kaçarak izmir’e yerleşen rum ve yahudi aracı tüccarın kaçakçılıktaki hünerleri; meyve, dokuma ve özellikle tahıl için alternatif bir çıkış yolu yaratarak bu ürünlerde pazar akışkanlığını arttırdı. anadolu’dan batı’ya bu mal sızışı osmanlı iaşe ağı için tatsız olmakla birlikte, ölümcül değildi. ancak yüzyılın son yıllarında hollanda, fransa ve ingiltere’nin ege havzasındaki etkinliklerini arttırmalarıyla birlikte sızıntı sele dönüştü. dönüşüm başlamıştı.

17. yüzyıl’a kadar batı’nın dikkatinden kaçmış olan izmir, özellikle 1610 yılından sonra aniden batılı seyyahların seyahatnamelerinde görülmeye başladı. öyle ki şehir o dönemlerde moda haline gelmiş olan “romantik oryantalizmin” batı’daki sembollerinden biri haline geldi. venedik’ten 1610 ağustos’unda ayrılıp, kısa bir süre sakız’da ingiliz konsolosu tarafından ağırlandıktan sonra izmir’e geçen george sandys, izmir’i daha çok beğeniyordu. anılarında:“sakız’da biraz ipekli yapıyorlar biraz da pamuk yetiştiriyorlar, ama izmir’dekine göre daha değersiz” diyor ve izmir art alanı için heyecan ve hayretle şunları ekliyordu:“izmir’in başlıca ürünü pamuktur ve bol miktarda yetiştirilir. pamuğun tohumunu tıpkı bizim tahıl ektiğimiz gibi tarlalara ekerler. bu kadar küçük bir kabukta bu kadar çok pamuk olmasını garip bulabilirsiniz. fakat asıl pamuğun gemilere yüklenişini görmelisiniz. kolunuzun sığamayacağı kadar küçük bir yere yün çuvalı kadar büyük bir balyayı sokarlar. ”bir başkası,paris’ten 1610’da ayrılıp dört yıl istanbul’da kaldıktan sonra çıktığı 12 günlük bir deniz yolculuğunun ardından izmir’e varan william lithgow ise şehirden, “bütün ülkelerle büyük bir ipek,pamuk ve pamuklu dokuma ticareti yapılan canlı ve zengin bir liman“ olarak bahsediliyordu.

sonraki yıllarda izmir’e uğrayan avrupalı gezginlerin kentteki ticarete ilişkin betimlemelerinde ince bir değişiklik oldu. 1621 yılında istanbul’dan kudüs’e yaptığı yolculuk sırasında foça ve izmir’de karaya çıkan courmenin baronu louis deshayes,izmir’deki hristiyan tüccarın denize bakan evleri ve kıyı yolunu doldurarak,rum,musevi ve türkleri içerilere sürdüklerini anlatarak şöyle devam ediyordu:

“şu anda izmir’de, ermenilerin halep’e götürmek yerine buraya getirdikleri ipek, yün, balmumu ve pamuk üstüne büyük bir ticaret var. ermenilerin izmir’e gelmesi kendileri için daha yararlı çünkü daha az vergi ödüyorlar. ”gerçekten de yerel vergi memurlarının talep ettikleri yüksek vergiler,başta ingiliz korsanları olmak üzere korsan gemilerinin saldırılarına maruz kalmaları ve osmanlı safevi çatışması yüzünden kervan yollarının kesintiye uğraması sebepleriyle, halep’in tacirler için sağladığı avantajlar yok olmuştu. bu sebeple izmir’in niteliklerine “ipek yolu’nun batı’ya çıkış ana limanı” olmak da ekleniyordu. hatta bu özellik,sonraları gereğinden fazla abartılmış ve izmir’in 16. yüzyıl sonucundaki ani yükselişi özellikle bu sebebe bağlanmaya çalışmıştı. ama biz 1638’de ticaret kılavuzu lewel roberts’in sözlerine kulak verelim:“bu limanın ticaretindeki en önemli unsur,bizim tahıl ektiğimiz gibi ekilen ve limana komşu ovalarda yılda tahminen 20. 000 kental* dolayında yetiştirilip büyük bir miktarı ingiltere, fransa ve hollanda’ya gönderilen pamuktur. ”

gerçekten de, izmir’in çarpıcı bir hızla büyümesinin temelinde ipek değil, avrupa’nın batı anadolu ürünlerine artan talebi yatıyordu. bu arada osmanlı imparatorluğu’nun siyasal, ekonomik ve toplumsal yaşamında derin çatlaklar açılıyor, eşkiyalığın bastırılması, kaçakçılığın denetim altına alınması, besin maddesi sağlanması ve nüfusun korunması taleplerinin boşa çıkması gibi etmenler,bu çatlakların varlığını ortaya koyuyordu. ateşli silahların artışı ve halkın dağıtılmasıyla batı anadolu’da gittikçe kolaylaşan bir yasa dışı ticaret ağı,imparatorluk içindeki ve dışındaki pazar dengesizlikleriyle beslenen bir ekonomik ağın varlığını gösteriyordu. bir yanda istanbul’un iaşe saplantısı, diğer yanda osmanlı’nın batı anadolu’da ve diğer yerlerde kontrolü elden kaçırışının etkisiyle hükümetin sinirliliği günden güne artıyordu. resmi politika ile çağın gerçekleri arasındaki bu çatlak yüzünden yerel yöneticiler,tüccar ve taşra halkı istanbul’un talimatlarını göz ardı etmek cesaretini kendinde bulmaya başladı. işte bu ortamda,kaptırdıkları baharat ticaretinin yerini alacak ürün ve ticaret arayan batılılar, batı anadolu’da sadece yeni gelişmekte olan sanayileri için pamuk, yün ve dokuma ürünleri için de yeni pazarlar bulmakla kalmadılar, ticari hünerlerini gösterebilecek uygun bir ortam da elde ettiler. 17. yüzyıl’ın gerçekleri içinde öne çıkan ingiltere, hollanda ve fransa, bu cenin halindeki yapıyı keşfettiler. yerel gayrimüslim tüccar ve aracılar yardımıyla da geliştirdiler ve kullandılar.

bu dönemin avantajlarından önce, ilk olarak kapitülasyonları alarak avantaj kazanmış olan fransa ve bu suların geleneksel tacirleri venedikliler faydalanmaktaydılar. ancak bu eski ticaret devletleri,yeni ve hiç de haklı sayılamayacak rekabet ve yöntemleriyle alanlarına giren ingiliz ve hollandalı ticaret kumpanyaları karşısında uzun süre tutunamadılar. kullanılan yöntemler arasında, venedik dokuma ticaretine karşı ingiliz levant kumpanyası’nın başlattığı acımasız saldırı ve doğu akdeniz limanlarında venedik, fransız gemilerine karşı girişilen korsan saldırıları da vardı. özellikle ingilizler başlangıçta akdeniz ticaretine,tüccar değil korsan olarak daldılar. 1591 yılında tanınan kapitülasyonların sağladığı uygun koşullara rağmen ingiliz tacirler; fransız, osmanlı ve venedik gemilerini yağmalamayı, barış içinde ticaret yapmaktan daha karlı ve atlantik’te ispanyollara karşı edindikleri alışkanlıklara daha uygun buluyorlardı. anılan sıkıntılardan en çabuk etkilenen; otuz yıl savaşları, merkantalist fiyat dalgalanmaları ve gemi yapım teknolojisindeki gelişmelere ayak uyduramayışı nedeniyle zaten zayıf düşmüş olan venedik oldu. ingiliz levant kumpanyası gemilerinin saldırılarıyla bunalan şehir devleti,çareyi bir süre diplomatik yollardan aradı. ama devir,salt gücün devriydi ve akdeniz ticaretini yüzyıllarca elinde bulundurmuş ama artık yaşlanmış olan venedik, bu sıfatı taşımaktan çok uzaktı. verilen sözler görüşme masalarında kaldı. ve atlantik’te yeni keşfedilen toprakların zenginlikleriyle güçlenen yeni ticaret devletlerinin yarattığı baskıya dayanamayan venedik bir daha hiç dönmemek üzere akdeniz ticaretinden silindi.

fransızlar ise rekabet etmeyi en azından bir süre daha sürdürebilirler. ancak fransızlar liman ticaretinde rakiplerinin tuttuğu yerel yetkilerle iş bitirme yöntemlerine karşı,osmanlı makamlarına sığınma gibi yanlış ve gerçekleri görmekten uzak bir tepki gösterdiler. istanbul bu sızlanmalara önceleri her defasında olumlu yanıt verdi. ama yerel yetkililer,artık merkezden kontrol edilemiyordu. sonrasında 1590’larda osmanlı, fransız tüccarın (ki bunların büyük kısmı marsilyalı’ydı. ) ispanyol yanlısı olduğundan kuşkulanmaya başladı. fransızlar ticarette izmir’i de kullanmalarına rağmen ana üs olarak halep’i seçmişlerdi. bütün bunlar yetmezmiş gibi,bu limanların ticaretteki avantajlarını izmir’e kaptırmasıyla fransızların tatlı ticaret günlerinin sonu gelmiş oldu. yine de fransızlar,ingiltere ve hollanda’yla rekabetlerini en azından 1636’ya kadar sürdürebildiler.

ingilizler ve hollandalılar ise halep’te venedikliler’in, fransızlar’ın, osmanlı yerel yönetimlerinin, arap ve ermeni tüccarın çatışan çıkarları nedeniyle başarısızlığa uğrayan ticaret ağı sistemini,izmir ve çevresinde yeniden kurdular. bunu yaparken,sakız ve halep’in yaşadığı güçlüklerden ve izmir’in art bölgesinin özellikle manisa ve aydın’ın zenginliklerinden ustaca faydalandılar. sakız’ın rum ,yahudi; halep’in ermeni tacirlerinin bir çoğu izmir’e geldiler. bunların yerel halkla kurdukları münasebet,hem ingiliz ve hollandalılar’a hem de aracı tüccar olarak kendilerine avantaj sağladı. 1620’ler ve 1630’larda sakız’da bulunan avrupalı konsolosluklar izmir’e taşındılar. hem doğrudan kendi ülkelerinden,hem de halep, iskenderun ve istanbul’dan gelen avrupalı tacirler kente aktı. yeni bir ticaret çağının odağına yerleşen şehir,ekonomik ve kültürel açıdan zenginleşirken,tarihin okları ticareti kavrayıp geliştiren ingiltere ve hollanda için yükselmeyi,anlayamayıp oyunun dışında kalan venedik, ispanya ve osmanlı imparatorluğu içinse gerilemeyi işaret ediyordu.

 pamuklu dokuma sanayii uluslararası ticari rekabette en önemli silah haline gelirken, pamuğun önem ve değeri her geçen gün artıyordu. ve bu oyunu en iyi ama bir o kadar acımasız oynayan ingiltere,aradığı pamukla akdeniz’de,izmir’de buluşuyordu. böylece henüz 50 yıl öncesinin küçük anadolu kasabası, 1650’lerde 90. 000 kişinin yaşadığı kozmopolit bir liman şehrine dönüşüvermişti.

[ribbon_blue url=http://www.idefix.com/kitap/izmir-ve-levanten-dunya-1550-1650-daniel-goffman/tanim.asp?sid=KPUXR4GMUZ7LBRK5BI8W]İZMİR ve Levanten Dünya[/ribbon_blue]

Cevapla

*

Sonraki YazıTwitter, Yeni tasarıma geçtiğini duyurdu